Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması ve Organik Bağ

Giriş

Bilindiği üzere hukuk düzenimizde tüzel kişiler de gerçek kişiler gibi hak ve fiil ehliyetini haizdir. Bu sayede tüzel kişiler kendileri adına hak ve borç edinebilmektedir. Ancak bu hukuki durumun bir sakıncası olarak hak ve borçlar tüzel kişilik nezdinde doğduğundan tüzel kişi ortaklarından veya başka bir tüzel kişiden bir borcun tahsilini talep edebilmek mümkün olmamaktadır. Ayrıca bu husus uygulamada borçlarını tahsil edemeyecek durumda olan tüzel kişilerin alacaklılarını zarara uğratmak kastıyla başka bir tüzel kişilik çatısı altında ticari faaliyetlerine devam etmesi gibi yöntemlere başvurularak kötüye kullanılmaktadır. Bu kötüye kullanım neticesinde oluşan hak kayıplarını önlemek için tüzel kişilik perdesinin kaldırılması ve organik bağ teorileri ortaya atılmış olup, işbu yazımızda da söz konusu teoriler detaylı şekilde ele alınmıştır.

Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması

Yukarıda ifade ettiğimiz üzere tüzel kişiler, kendilerini oluşturan unsurlardan ayrı ve bağımsız bir kişiliğe sahip olduğundan, tüzel kişinin tarafı olduğu işlemler neticesinde tüm hak ve borçlar tüzel kişi nezdinde doğmaktadır. Tüzel kişinin bir kişiliğine sahip olmasına bağlanan bu hukuki sonuç, kimi zaman dürüstlük kuralına aykırı kullanılabilmekte ve tüzel kişi ile yapılan işlemin tarafın olan alacaklıların zarara uğramasına sebep olabilmektedir. Bu dürüstlük kuralına aykırı kullanımın yarattığı mağduriyetin ortadan kaldırılabilmesi amacıyla doktrin tarafından tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisi ortaya atılmış, söz konusu teori sonrasında Yargıtay uygulamalarına da temel olmuştur. Teori sayesinde şirket nezdinde doğan borçlardan dolayı şirket ortaklarının sorumluluğuna gidilebilmektedir.

Şöyle ki Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin E. 2022/4244, K. 2022/6073, 22.6.2022 tarihli kararında değerlendirildiği üzere teorinin amacı, hakkaniyet gerektirdiği zaman tüzel kişilik perdesinin arkasına sığınılmasının önlenmesidir. Teorinin uygulanmasının yasal dayanağı olarak dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağını düzenleyen Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesi kabul edilmektedir. Tüzel kişiliğin varlığı asıl olup borcun yükümlüsü olan bir tüzel kişilik bulunmakta iken bu tüzel kişiliğin malvarlığının alacaklarının zararına olarak kötüye kullanılması durumu iddia edilip kanıtlanmadığında şirketin ortaklarına ya da başka bir şirkete karşı bu borçtan dolayı yönelinemeyecektir. Ancak tüzel kişiliğin kötüye kullanıldığı bazı istisnai hallerde tüzel kişilik perdesi aralanmak suretiyle gerçek ya da tüzel kişi ortakların sorumluluğu cihetine gidilebilecektir.

Uygulamada ve doktrinde tüzel kişi ile ortaklarının alanlarının ve malvarlığının birbirine karışması halinde, yetersiz sermaye durumunda, aynı şirketler topluluğu içinde yer alan kardeş şirketler arasında koşulların varlığı halinde ve çok istisnai hallerde Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Teorisinin uygulanmasının mümkün olabileceği de kabul edilmektedir.

Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması üç şekilde görülebilmektedir:

1- Tüzel kişilik perdesinin düz kaldırılması, bu hal şirket borcundan dolayı şirket yönetici ve ortaklarına gidilme olanağı sağlamaktadır.

2- Tüzel kişilik perdesinin ters kaldırılması, bu hal şirket yönetici veya ortağının borcundan dolayı şirket tüzel kişiliğine gidilmesini sağlamaktadır.

3- Tüzel kişilik perdesinin çapraz kaldırılması halinde ise hakim şirketler topluluğunda söz konusu olabilmektedir. Yani perdenin aralanması ile şirket kurucusu gerçek kişilerin sorumluluğuna gidilebildiği gibi, aynı şirketler içerisinde yer alan kardeş şirketler arasında da sorumluluğun gerçekleştiğinin kabulü sağlanabilir.

Çapraz kaldırma; Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin E. 2015/2783 K. 2015/8018 10.6.2015 tarihli kararında; “…Mahkemece, Dairemiz bozma ilamına uyularak, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacının, dava dışı J. İ. M. And. T. 10/06/2015 AG şirketi ile kar payı ortaklık sözleşmesi yaptığı ve sessiz ortak olduğu, 10.000,00 DM ödemede bulunduğunun sunulan ortaklık sözleşmesi ve tahsilat makbuzu asıllarına göre sabit olduğu, ortaklık sertifikası aslını düzenleyen dava dışı J.-Pa AG ile davalı şirketlerin Jet-Pa Şirketler topluluğuna dahil şirketler olduğu, tüzel kişilik perdesinin aralanması kuralı gereği davalıların sorumluluğunun söz konusu olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile 10.000,00 DM’nin dava tarihindeki karşılığı 12.015,00 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmiştir…” şeklindeki hükmün onanmasıyla da bir Yargıtay kararına esas olmuştur.

Buna ek olarak söz konusu teoriye ihtiyatlı yaklaşılmalı, zira teori ile kurallara istisna getirildiğinde mümkün olduğunca dar yorumlanmalı ve bu teorinin uygulanmasına ancak tüzel kişilik kavramının arkasına saklanılarak dürüstlük kuralına aykırı davranıldığı, kendisine tanınan hakkın kötüye kullanılarak üçüncü kişilerin zarara uğratıldığı, zarara yol açan tüzel kişinin sorumluluğuna hükmedebilmek için ise başka bir yasal nedene dayanılmasının mümkün olmadığı durumlarda başvurulmalıdır.  Özetle; tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi her somut olayın özelliği gözetilerek değerlendirilmeli ve Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesi gereğince dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılma yasağı gözetilerek tüzel kişiliğin alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla kullanılıp kullanılmadığı, tüzel kişiliği düzenleyen normların dışına çıkılıp çıkılmadığı incelenmelidir.

Organik Bağ

Ticari hayatta sorumluluğun genişletilebilmesi için ortaya atılan bir diğer teori ise tüzel kişilik perdesinin çapraz kaldırılmasına benzeyen organik bağ teorisidir.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin E. 2022/6274, K. 2022/7556, 13.6.2022 Tarihli kararında belirtildiği üzere tüzel kişilik perdesinin aralanmasında olduğu gibi organik bağ kavramında da bir tüzel kişinin borçlarından bir başka tüzel kişinin sorumluluğuna gidilmektedir. Bu hâliyle organik bağ kavramının da kaynağını TMK’nin 2. Maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı oluşturmaktadır. Ancak organik bağ kavramı, tüzel kişilik perdesinin aralanmasına göre daha geniş bir anlama sahip olsa da organik bağın varlığı, tek başına tüzel kişilik perdesinin aralanmasını gerektirmemektedir. Başka bir deyişle şirketler arasında organik bağ tespit edilse dâhi tüzel kişilik perdesinin aralanması ve alacağın perdenin arkasındakinden de istenebilmesi için sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının da somut verilerle ispatlanması gerekmektedir.

Yargıtay’ın süregelen içtihatlarında değerlendirildiği üzere, Şirketler arasında organik bağ olup olmadığı; şirketlerin adreslerinin aynı olması, ortaklık yapılarının ve yönetim kurullarının benzer olması veya temsilcilerinin aynı olması, faaliyet alanları, hisse devirleri, muvazaalı işlemler gibi hususlar ve somut olayın özellikleri de gözetilerek tespit edilebilir. Ancak tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasında her iki şirketin faaliyet alanı, ortaklık yapısı, ortakları gibi konularda öyle büyük ve derin bir kesişme vardır ki; bu şirketlerle iş yapan kişiler nezdinde iktisadi bir bütünlük içerisinde tek bir şirketle iş yapılıyor algısı oluşmaktadır. Ayrıca üçüncü kişiler nezdinde uyandırılan bu algı neticesinde, ticaret yaparken güçlü bir yapıya sahip görüntüsü oluşturularak, şirketlerden birinin borca batırılması ya da içinin boşaltılıp iş alanının diğerine kaydırılması işlemleri tipik bir hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmelidir.

Yukarıda yer verilen bilgiler doğrultusunda tüzel kişilik perdesinin kaldırılması ve organik bağ teorileri benzer teoriler olmakla birlikte aralarında çeşitli farklılıklar da bulunmaktadır. Örneğin tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisinde hem diğer bir şirketin hem de ortakların mali sorumluluğuna gidilebilmektedir. Ancak organik bağ teorisinde yalnızca diğer bir şirketin mali sorumluluğuna gidilebilmekte, ortakların sorumluluğundan bahsetmek mümkün olmamaktadır.

Sonuç

Netice itibariyle ticari hayatta tüzel kişiler tarafından yapılan işlemler neticesinde hak ve borçların söz konusu kişilik nezdinde doğması hususu kimi zaman dürüstlük kuralına aykırı şekilde kullanılabilmektedir. Bu kullanım neticesinde alacaklılar, borcun tahsil kabiliyeti bulunmayan şirketler ile karşı karşıya kalmakta ve mali zarara uğramaktadır. Bu dürüstlük kuralına aykırı kullanımın önüne geçebilmek amacıyla doktrin tarafından tüzel kişilik perdesinin kaldırılması ve organik bağ teorileri üretilmiş olup, sağlanan bu hukuki korumadan en yüksek faydayla yararlanılabilmesi için gerek bir şirkete yönelik icra takiplerinde gerekse şirketlerle yapılan birtakım sözleşmelerde alanında uzman hukukçulardan destek alınması yerinde olacaktır.

en_USEnglish